Son altı (6) aydır fatihte ve İstanbul’un birçok ilçesinde ilköğretim ve ortaöğretim okulu öğretmenlerine yönelik yürütülen okul sağlığı (ergen ve üreme sağlığı) seminerleri yapılmaktaydı. Ben fatih ilçesi formatörü olduğum için diğer ilçeleri ancak duyduğum kadarıyla biliyorum ama -fatihten sorumlu olduğum için- ben kendi (40 tane) seminerlerimden size bazı hikâyecikler aktaracağım.
Kimine göre gereksiz ve önemsiz kimine göre ise insana gerekli en önemli konulardan biri olan cinsel sağlık ve bu konuyla ilgili bilgilendirme ülkemin de sık sık üzerine kafa yorduğu çok su götürür bir konudur. İşte böylesi hassas bir konuda bireylere hem de öğretmenlere bazı bakış açıları sunmak -önceleri çokta istemesem de- bana kısmet oldu. Çokta istemesem de diyorum yanlış anlaşılmasın yaptığım işin gerekliliğiyle ilgili sonuna kadar savunurum yalnız bu eğitimi benden daha iyi verebilecekler olabilir düşüncesiyle önceleri çokta istemedim.
Evet, biraz hasbel kader birazda seminer verenlerin acemiliklerine kızarak girdiğim -bulaştığım- bu süreçte pek çok şey öğrendim. Her öğretmen, her grup bana bilmediğim şeyler kattı, zenginleştim onlara teşekkür ediyorum. Bu arada pek çok doğru bildiğim şeyin aslında uygulamada pekte işe yarar olmadığı bilgisi ortaya çıktı.
Mesela öğrencileriyle ilgilenen bunu da çok iyi yaptığını gördüğüm bazı meslektaşlarımın sıra kendi çocuklarına geldiğinde ya güçleri tükendiğinden ya da nasıl olsa kendine yeter düşüncesiyle gerekli ilgiyi ve sevgiyi kendi çocuklarına aktaramadıklarını görmek acıydı.
Dışardan bakıldığında annede babada öğretmen “-çocuk ne kadar şanslı” denildiğine de şahit olduğum çoğu ailede iletişim ağlarının iyi örülemediğini de fark etmek üzücü oldu. Bu yaşadıklarım bir baba olarak kendime tekrar bakmama fazlasıyla yetti arttı bile.
Seminerlerin çok yoğun olduğu milli eğitim camiasında eğitim seminerlerinden fırsat bulup okula uğrayamıyoruz, bu kez ne için geldik diyen öğretmenlerden, 17 yıllık öğretmenim ve ilk kez sıkılmadan iki gün geçirdim. Çok şey öğrendim. Diyen bir aralıkta öğretmenlere bilgileri aktarmaya (farkındalık oluşturmaya) çalışarak geçti son altı (6) ayım.
Gözlemlerime dayanarak şunu söyleyebilirim, bir anlatıcıyı üç gözlükle izlemeye meyilliyiz.
Bunlar;-“Ben buraya zorla getirildim, anlatılanlar çok gerekli olsa da bana sorulmadığından fikrim alınmadığından bir an önce bitsin de kurtulalım.” Bu bakış açısıyla gelen kişilerle kurduğum iletişim onların seminere devam etmelerinde etkili oldu. Direnç kırılana kadar biraz uğraştırdılar ama sonunda katılımın sağlandığını görmek beni mutlu etti. Diğer bir grup ise; –“Ben bunları zaten biliyorum
(sadece başlığa bakarak) bunları bana anlatacağınıza benim dışımdakilere (ağaçlar, böcekler bile olabilir) anlatında onlar öğrensinler.” Bu bakış açısı ile gelenlere en fazla “bende sizin gibi görevlendirildim” deyip hiç sorunu satın almadan konuyu anlatamaya başlamak çok işe yaradı.
Son gruptakiler ise –“Bir bakalım ne anlatılacak, belki de işime yarayan önemli bir şeyler anlatılır. Birçok seminere bu beklentiyle gittim ama elim boş çıktım. Umarım bu böyle olmaz. Ufakta olsa hala umudum var.” diyen gruptaki öğretmenlerin bana söyledikleri kadarıyla hiç biri memnuniyetsiz ayrılmadı ve tebrik mesajlarını hiç esirgemediler. Bu ülkede negatif şeyleri hemen dillendiririz ama yapılan iyi şeylerde karşımızdakine pek olumlu geri bildirimler sunmayız. Ben öğretmenlerde bunun biraz yıkıldığını gördüm. Seminer sonunda tebrik etmek için bekleyenler, biraz vaktiniz var mı? Diyerek yaşadığı sorunu anlatıp öneri bekleyenlere kadar herkese her gruba buradan bir kez daha teşekkürlerimi sunuyorum. Seminerler iyi geçtiyse bunda siz değerli öğretmenlerin katkısı çok fazlaydı ama bir eksiklik veya fazlalık olduysa bununda tüm sorumluluğu bana aittir.
Seminerleri bitirdiğim sözle bitireyim;
“BEN SİZE DOKUNDUM UMARIM SİZDE BİRİLERİNE DOKUNURSUNUZ.
SEVGİ VE SAYGIYLA… HOŞÇAKALIN
MEHMET KARTAL
Uzman Psikolojik Danışman
m.kartal@mail.com